Vekil Hissedar (Nominee Shareholder) Nedir? Gerçek Sahibini Gizlemek İçin Kullanılan “Piyon” Kişiler

Vekil hissedar (nominee shareholder), modern finans dünyasının en tartışmalı ve karmaşık yapılarından biridir. Yasal zeminde ticari gizliliği korumak veya idari süreçleri basitleştirmek gibi meşru amaçlarla kullanılabilen bu mekanizma, aynı zamanda gerçek kimliğini gizlemek isteyen suçlular için de bir kalkan görevi görebilir. Özellikle kara para aklama, vergi kaçakçılığı ve yaptırımlardan kaçınma gibi yasa dışı faaliyetlerde sıkça başvurulan bir yöntem olması, vekil hissedarlığı finansal suçlarla mücadele profesyonelleri için kritik bir risk unsuru haline getirir. Bu yapıyı anlamak, bir şirketin arkasındaki gerçek kontrol gücünü, yani nihai faydalanıcıyı ortaya çıkarmak ve şeffaflığı sağlamak için atılacak ilk ve en önemli adımdır.

Vekil Hissedar Kavramına Giriş

Vekil hissedarlık, bir şirketin yasal kayıtlarında hisse sahibi olarak görünen bir kişi veya kurumun (vekil), aslında bu hisseleri başka bir kişi veya kurumun (gerçek faydalanıcı) adına elinde tuttuğu bir düzenlemedir. Bu yapı, dışarıdan bakıldığında şirketin sahibinin vekil gibi görünmesini sağlarken, hisseler üzerindeki asıl kontrol ve mülkiyet hakkı gerçek sahibe aittir. Bu ilişkinin temelinde, vekilin sadece bir temsilci olduğu ve gerçek sahibin talimatları doğrultusunda hareket ettiği bir güven sözleşmesi yatar.

Vekil Hissedar (Nominee Shareholder) Nedir?

Vekil hissedar, en basit tanımıyla, bir şirketin resmi hissedar defterinde adı geçen ancak hisselerin gerçek sahibi olmayan kişidir. Bu kişi, hisseleri “emanetçi” sıfatıyla tutar. Vekil, oy kullanma, kâr payı alma gibi hissedarlık haklarını genellikle gerçek sahibin direktiflerine göre kullanır. Bu düzenleme, genellikle kâğıt üzerinde yapılan bir “Vekalet Sözleşmesi” (Declaration of Trust) ile resmileştirilir. Bu sözleşme, vekilin hisseler üzerinde hiçbir hak iddia etmediğini ve tüm hakların gerçek sahibe ait olduğunu belgeler. Ancak bu belge, genellikle kamuya açık olmayan özel bir anlaşma olduğu için, vekilin arkasındaki kişiyi tespit etmek zorlaşır.

Gerçek Faydalanıcı (Ultimate Beneficial Owner – UBO) Kavramı ve Vekil Hissedar ile İlişkisi

Vekil hissedarlık yapısının en kritik unsuru, perde arkasındaki gerçek kişiyi, yani Gerçek Faydalanıcı’yı (UBO) gizleme potansiyelidir. Gerçek Faydalanıcı, bir tüzel kişilik veya yasal düzenleme üzerinde nihai kontrolü elinde bulunduran veya bundan nihai olarak yararlanan gerçek kişidir. Vekil hissedar, bu gerçek faydalanıcının kimliğini kamudan ve resmi kayıtlardan gizlemek için kullanılan bir “piyon” veya “perde” görevi görür. Finansal suçlarla mücadele (AML/CFT) kapsamında, bir kurumun en temel yükümlülüklerinden biri, müşterisi olan tüzel kişiliğin sadece yasal sahiplerini değil, bu vekil yapıların arkasındaki gerçek faydalanıcıyı da tespit etmektir.

Vekil Hissedarlık Düzenlemesinin Temel Unsurları: Vekil, Gerçek Sahip ve Vekalet Sözleşmesi

Bu düzenleme üç temel unsurdan oluşur. Birincisi, hisseleri yasal olarak elinde tutan ve resmi kayıtlarda adı geçen “Vekil” (Nominee). İkincisi, hisselerin asıl mülkiyetine ve kontrolüne sahip olan “Gerçek Sahip” (Ultimate Beneficial Owner). Üçüncüsü ve en önemlisi ise bu iki taraf arasındaki ilişkiyi düzenleyen, hak ve yükümlülükleri belirleyen “Vekalet Sözleşmesi”dir (Declaration of Trust veya Nominee Agreement). Bu sözleşme, vekilin hisseleri yalnızca emaneten tuttuğunu, oy haklarını ve diğer yetkileri gerçek sahibin talimatıyla kullanacağını ve elde edilen tüm gelirlerin gerçek sahibe ait olduğunu yasal olarak güvence altına alır.

Vekil Hissedar Kullanımının Amaçları ve Nedenleri

Vekil hissedarlık düzenlemeleri, hem yasal ve meşru ticari ihtiyaçlardan hem de yasa dışı ve etik olmayan amaçlardan kaynaklanabilir. Bu yapının arkasındaki niyeti anlamak, finansal kurumlar için risk değerlendirmesi yaparken hayati önem taşır. Bir yanda ticari hayatı kolaylaştıran bir araç olarak görülürken, diğer yanda suçlular için mükemmel bir gizlenme aracı olabilir.

Yasal ve Meşru Kullanım Alanları

Her vekil hissedarlık yapısı şüpheli değildir. Bazı durumlarda, bu düzenleme tamamen meşru ve pratik nedenlerle kullanılır. Bu kullanımlar genellikle ticari operasyonları kolaylaştırmak ve gizliliği yasal sınırlar içinde korumak amacını taşır.

Ticari Gizliliğin Korunması

Bir girişimci veya yatırımcı, yeni bir pazara girerken veya rakip bir şirketten hisse toplarken kimliğinin bilinmesini istemeyebilir. Bu durumda vekil hissedar kullanarak, stratejik planlarının rakipleri veya piyasa tarafından erken öğrenilmesini engelleyebilir ve ticari gizliliğini koruyabilir.

İdari Kolaylıkların Sağlanması

Çok sayıda hissedarı olan büyük şirketlerde veya yatırım fonlarında, tüm hissedarların imzasını veya onayını gerektiren bürokratik işlemler oldukça yavaş ilerleyebilir. Bu gibi durumlarda, hissedarlar hisselerini tek bir vekil (genellikle bir tröst veya banka) adına kaydederek idari süreçleri basitleştirebilir ve kararların daha hızlı alınmasını sağlayabilirler.

Yatırım Süreçlerinin Hızlandırılması

Özellikle farklı ülkelerden yatırımcıların bir araya geldiği uluslararası girişimlerde, her bir yatırımcının yerel yasal prosedürlere uyması zaman alıcı olabilir. Yatırımcılar, yerel bir vekil hissedar atayarak, şirket kuruluşu ve hisse devri gibi işlemleri hızlandırabilir ve yatırım sürecini daha verimli hale getirebilir.

Yasa Dışı ve Etik Olmayan Kullanım Amaçları

Vekil hissedarlığın karanlık yüzü, kimlik gizleme ve yasa dışı faaliyetleri perdeleme potansiyelinde yatar. Bu yapı, suçlulara ve yasa dışı aktörlere anonimlik sağlayarak finansal sistemin suistimal edilmesine olanak tanır.

Gerçek Sahibin Kimliğinin Gizlenmesi

Vekil hissedar kullanımının en yaygın yasa dışı amacı, şirketin arkasındaki gerçek kontrol sahibi olan UBO’nun kimliğini gizlemektir. Bu, genellikle daha büyük bir suçun parçasıdır ve aşağıdaki amaçlara hizmet eder.

Kara Para Aklama (AML)

Suç örgütleri, yasa dışı yollarla elde ettikleri gelirleri yasal bir şirketin sermayesi veya geliri gibi göstermek için vekil hissedarlar ve paravan şirketler kullanır. Vekil hissedar, paranın kaynağını ve gerçek sahibini gizleyerek kara para aklama sürecini kolaylaştırır.

Vergi Kaçakçılığı ve Vergi Cennetleri

Yüksek vergi oranlarından kaçınmak isteyen kişiler, varlıklarını ve şirketlerini düşük veya sıfır vergi uygulayan “vergi cenneti” olarak bilinen ülkelerde kurabilirler. Bu ülkelerde bir vekil hissedar kullanarak, kendi ülkelerindeki vergi otoritelerinden varlıklarını ve gelirlerini gizleyebilirler.

Yaptırımlardan Kaçınma (Sanctions Evasion)

Uluslararası yaptırımlara tabi olan kişiler, ülkeler veya şirketler, vekil hissedarlar aracılığıyla yeni şirketler kurarak ticari faaliyetlerine devam etmeye çalışabilirler. Bu, yaptırım taraması listelerinden kaçınmalarına ve yasaklanmış işlemleri gerçekleştirmelerine olanak tanır.

Çıkar Çatışmalarının Perdelenmesi

Bir politikacı veya üst düzey kamu görevlisi, sahip olduğu şirketler aracılığıyla kamudan ihale almak isteyebilir. Bu çıkar çatışmasını gizlemek için bir vekil hissedar kullanarak, şirketle olan bağını resmi kayıtlarda görünmez hale getirebilir ve haksız kazanç elde edebilir.

Kullanım Amacı Meşru (Yasal) Kullanım Örneği Yasa Dışı Kullanım Örneği
Gizlilik Rakip analizi yaparken kimliğini gizlemek isteyen bir yatırımcı. Yaptırım listesindeki bir kişinin ticari faaliyetlerini sürdürmesi.
İdari Kolaylık Çok uluslu bir yatırımda bürokrasiyi azaltmak için yerel bir temsilci kullanmak. Suç gelirleriyle kurulmuş bir şirketin yönetimini karmaşıklaştırarak denetimi zorlaştırmak.
Varlık Koruma Yasal ve politik riskleri yüksek bir ülkede yatırım yapan birinin varlıklarını koruması. Vergi kaçırmak amacıyla varlıkları vergi cennetindeki bir vekil adına kaydetmek.

Vekil Hissedarlık Yapılarının Finansal Suçlarla Mücadele (AML/CFT) Açısından Riskleri

Vekil hissedarlık, doğası gereği anonimlik ve gizlilik sağladığı için, kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadele (AML/CFT) uyum programları için ciddi riskler barındırır. Bu yapılar, finansal kurumların en temel yükümlülüklerinden biri olan müşterilerini ve müşterilerinin arkasındaki gerçek kişileri tanıma ilkesini baltalar. Risklerin doğru anlaşılması, etkin bir mücadele stratejisi geliştirmek için zorunludur.

Şirket Şeffaflığının Ortadan Kalkması

Şeffaflık, finansal sistemin güvenilirliğinin temel taşıdır. Vekil hissedarlar, bir şirketin mülkiyet yapısını kasıtlı olarak karmaşık ve opak hale getirmek için kullanılır. Bu durum, yasal otoritelerin, denetçilerin ve finansal kurumların bir şirketin arkasındaki gerçek kontrol gücünü görmesini engeller. Şeffaflığın ortadan kalktığı bu ortam, yasa dışı faaliyetlerin gizlenmesi için ideal bir zemin oluşturur.

Müşterini Tanı (KYC) ve Durum Tespiti (CDD) Süreçlerindeki Zorluklar

Finansal kurumların Müşterini Tanı (KYC) ve Müşteri Durum Tespiti (Customer Due Diligence – CDD) süreçleri, bir müşteriyle iş ilişkisine başlamadan önce onun kimliğini, faaliyetlerini ve risk profilini anlamayı amaçlar. Ancak karşıdaki tüzel müşterinin hissedarı bir vekil olduğunda, bu süreçler yetersiz kalır. Sadece vekil hissedarın kimliğini doğrulamak, asıl riski barındıran gerçek faydalanıcıyı gözden kaçırmak anlamına gelir. Bu durum, kurumları bilmeden suç gelirlerinin aklanmasına aracılık etme riskine sokar.

Risk Değerlendirmesi ve İzleme Faaliyetlerinin Zayıflaması

Etkin bir AML programı, müşterilerin risk seviyesine göre değerlendirilmesini ve işlemlerinin sürekli olarak izlenmesini gerektirir. Vekil hissedar kullanımı, gerçek faydalanıcının politik olarak nüfuz sahibi bir kişi (PEP) olup olmadığını, yaptırım listelerinde yer alıp almadığını veya yüksek riskli bir sektörde faaliyet gösterip göstermediğini anlamayı imkansız hale getirebilir. Bu bilgi eksikliği, risk değerlendirmesinin yanlış yapılmasına ve şüpheli işlemlerin gözden kaçırılmasına neden olur.

Perde Şirketler (Shell Companies) ve Karmaşık Kurumsal Yapılarla İlişkisi

Vekil hissedarlar, genellikle paravan şirketler (shell companies) ve çok katmanlı kurumsal yapılarla birlikte kullanılır. Suçlular, farklı ülkelerde kurulmuş, iç içe geçmiş ve her birinin başında farklı vekil hissedarların bulunduğu şirket zincirleri oluşturarak paranın izini kaybettirmeye çalışır. Bu karmaşık yapılar, şirketler arası ilişkileri ve fon akışını analiz etmeyi neredeyse imkansız kılarak denetimden kaçmayı hedefler.

Vekil Hissedarların Tespiti ve Gerçek Faydalanıcının Belirlenmesi

Vekil hissedarlık yapılarının yarattığı risklerle başa çıkmak için ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli düzenlemeler ve en iyi uygulamalar geliştirilmiştir. Finansal kurumların ve diğer yükümlülerin, bu gizli yapıları ortaya çıkarmak ve gerçek faydalanıcıyı tespit etmek için proaktif ve risk odaklı bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.

Uluslararası Düzenlemeler ve Standartlar (FATF Tavsiyeleri)

Kara Para Aklamanın Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü (FATF), bu alandaki küresel standartları belirleyen en önemli kurumdur. FATF’ın 24 ve 25 numaralı tavsiyeleri, ülkelerin tüzel kişiliklerin ve yasal düzenlemelerin şeffaflığını sağlamalarını ve gerçek faydalanıcı bilgilerinin yetkili makamlar tarafından zamanında elde edilebilir olmasını zorunlu kılar. Bu tavsiyeler, vekil hissedarlık gibi yapıların kötüye kullanılmasını önlemeyi amaçlar.

Güçlendirilmiş Durum Tespiti (Enhanced Due Diligence – EDD) Önlemleri

Bir müşterinin vekil hissedar kullanma ihtimali gibi yüksek riskli durumlarla karşılaşıldığında, standart müşteri tanıma prosedürleri yetersiz kalır. Bu noktada, Güçlendirilmiş Durum Tespiti (EDD) önlemlerinin uygulanması gerekir. EDD; servetin ve fonların kaynağını araştırma, üst yönetim onayı alma, vekil hissedar ile gerçek faydalanıcı arasındaki sözleşmeyi talep etme ve iş ilişkisinin amacını daha derinlemesine sorgulama gibi ek adımları içerir.

Gerçek Faydalanıcılık Sicilleri (UBO Registries) ve Önemi

Birçok ülke, FATF tavsiyeleri doğrultusunda, şirketlerin gerçek faydalanıcı bilgilerini beyan etmek zorunda olduğu merkezi sicil sistemleri (UBO Registries) kurmaktadır. Bu siciller, finansal kurumların ve diğer yükümlülerin, bir şirketin beyan ettiği UBO’yu doğrulamasına olanak tanır. UBO tespiti süreçlerinin temel bir parçası olan bu siciller, kurumsal şeffaflığı artırarak vekil yapıların arkasına saklanmayı zorlaştırır.

Şüpheli İşlem Göstergeleri (Red Flags)

Finansal kurumlar, vekil hissedar kullanımını ve potansiyel yasa dışı faaliyetleri tespit etmek için belirli şüpheli işlem göstergelerine (red flags) karşı dikkatli olmalıdır. Bu göstergeler, bir müşterinin daha yakından incelenmesi gerektiğini işaret eder ve uyum görevlileri için önemli bir uyarı mekanizmasıdır.

Gösterge (Red Flag) Açıklama ve Potansiyel Risk
Karmaşık ve Mantıksız Mülkiyet Yapısı Şirketin sahiplik yapısı, ticari faaliyetleriyle orantısız şekilde karmaşıksa (örneğin, birden fazla ülkede iç içe geçmiş şirketler), bu durum gerçek sahibin gizlenmeye çalışıldığının bir işareti olabilir.
Hissedarın Şirket Faaliyetleri Hakkında Bilgisiz Olması Resmi hissedar olarak görünen kişinin, şirketin ana faaliyet alanı, finansal durumu veya yöneticileri hakkında temel bilgilere sahip olmaması, onun bir vekil olabileceğine dair güçlü bir şüphe uyandırır.
Yüksek Riskli Ülkelerle Bağlantı Şirketin veya hissedarlarının, şeffaflık standartları düşük, vergi cenneti veya yaptırım riski yüksek olarak bilinen ülkelerde yerleşik olması, durumu şüpheli kılar.
Vekil Hissedarlık Hizmeti Sunan Firmaların Kullanımı Müşterinin, ana faaliyeti “şirket kurma ve vekil direktör/hissedar sağlama” olan bir aracı kurum (Corporate Service Provider) tarafından kurulması, daha detaylı bir inceleme gerektirir.
İletişimin Her Zaman Bir Aracı Üzerinden Yürütülmesi Resmi hissedar yerine tüm talimatların ve iletişimin sürekli olarak üçüncü bir kişi (avukat, danışman vb.) üzerinden gelmesi, bu kişinin asıl kontrol sahibi olabileceğini düşündürür.

Türkiye’deki Hukuki Durum ve Yasal Çerçeve

Türkiye, finansal şeffaflığın artırılması ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla uluslararası standartlara uyum sağlamak için önemli adımlar atmıştır. Bu kapsamda, vekil hissedarlık yapıları ve gerçek faydalanıcının tespiti konusunda çeşitli yasal düzenlemeler mevcuttur. Bu düzenlemeler, hem ticari hukuku hem de finansal suçlarla mücadele mevzuatını kapsar.

Türk Ticaret Kanunu’nda Hissedarlık ve Temsil

Türk Ticaret Kanunu (TTK), şirketlerin hissedarlık yapılarını, pay devirlerini ve temsil yetkilerini düzenler. TTK’ya göre, pay sahipleri şirketin yasal ortaklarıdır ve bu durum pay defterine kaydedilir. Temsil yetkisi ise genellikle yönetim kurulu üyeleri veya yetkilendirilmiş kişiler tarafından kullanılır. TTK, doğrudan “vekil hissedarlık” kavramını düzenlemese de, temsil ve vekalet ilişkilerine dair genel hükümler içerir. Ancak bu yapının arkasındaki gerçek faydalanıcılık ilişkisi, daha çok finansal suçlarla mücadele mevzuatının konusudur.

5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun Kapsamında Gerçek Faydalanıcı Yükümlülüğü

5549 sayılı Kanun, Türkiye’nin AML/CFT alanındaki temel yasal çerçevesini oluşturur. Bu kanun ve ilgili yönetmelikler, bankalar, ödeme kuruluşları, sigorta şirketleri gibi “yükümlüler” için müşterinin tanınması (KYC) ve gerçek faydalanıcının tespit edilmesi zorunluluğunu getirir. Yükümlüler, bir tüzel kişi müşteri ile iş ilişkisi kurarken, sadece şirketin yasal temsilcilerini değil, aynı zamanda şirketi nihai olarak kontrol eden gerçek kişileri de belirlemek ve kimliklerini doğrulamakla mükelleftir. Bu yükümlülük, vekil hissedarların arkasındaki kişilerin ortaya çıkarılmasını doğrudan hedefler.

MASAK’ın Rolü ve Gerçek Faydalanıcının Bildirim Zorunluluğu

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Türkiye’de finansal suçlarla mücadelenin merkezindeki kurumdur. MASAK, 5549 sayılı Kanun’un uygulanmasını denetler, yükümlülere yönelik rehberler yayımlar ve şüpheli işlem bildirimlerini analiz eder. Türkiye’de de Gerçek Faydalanıcılık Sicili’ne geçilmiş olup, şirketlerin gerçek faydalanıcılarını Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu bildirim zorunluluğu, kurumsal şeffaflığı artırmakta ve vekil hissedar gibi yapıların kötüye kullanımını zorlaştırmaktadır.

Kurumlar İçin Vekil Hissedarlık Riskleriyle Başa Çıkma Stratejileri

Vekil hissedarlık yapılarının yarattığı karmaşık risklerle mücadele etmek, finansal kurumlar ve diğer yükümlüler için proaktif ve çok katmanlı bir yaklaşım gerektirir. Sadece yasal zorunlulukları yerine getirmekle kalmayıp, aynı zamanda kurum kültürüne işleyen etkin bir uyum programı oluşturmak, olası cezalardan ve itibar kaybından korunmanın anahtarıdır.

Etkin Bir Uyum Programı Oluşturma

Sağlam bir uyum programı, risklerle mücadelenin temelini oluşturur. Bu program; üst yönetimin desteğini alan, yazılı politikaları ve prosedürleri net bir şekilde belirleyen, yetki ve sorumlulukları dağıtan ve düzenli olarak güncellenen bir yapıya sahip olmalıdır. Özellikle İşletmeni Tanı (KYB) süreçlerinde, vekil hissedar tespiti ve gerçek faydalanıcı belirleme adımları ayrıntılı olarak tanımlanmalıdır.

Risk Bazlı Yaklaşımın Benimsenmesi

Her müşterinin aynı riski taşımadığı gerçeğinden hareketle, risk bazlı yaklaşım benimsenmelidir. Müşterinin faaliyet gösterdiği sektör, ülke, mülkiyet yapısının karmaşıklığı ve vekil hissedar kullanıp kullanmadığı gibi faktörlere dayalı bir risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Yüksek riskli olarak değerlendirilen müşteriler için standart durum tespitinin ötesine geçen Güçlendirilmiş Durum Tespiti (EDD) önlemleri otomatik olarak devreye alınmalıdır.

Personel Eğitimi ve Farkındalığın Artırılması

Uyum programının en güçlü halkası, iyi eğitilmiş ve farkındalığı yüksek personeldir. Müşteri temsilcilerinden uyum görevlilerine kadar tüm ilgili personelin, vekil hissedarlığın ne olduğu, ne gibi riskler barındırdığı ve şüpheli durumların (red flags) nasıl tespit edileceği konusunda düzenli olarak eğitilmesi kritik öneme sahiptir. Bu eğitimler, teorik bilginin yanı sıra pratik vaka analizlerini de içermelidir.

Teknoloji ve Otomasyonun Uyum Süreçlerinde Kullanımı

Manuel süreçler, karmaşık kurumsal yapıları analiz etmede ve büyük veri setlerini işlemede yetersiz kalır. Robotik Süreç Otomasyonu (RPA) ve yapay zeka destekli RegTech çözümleri, uyum süreçlerini daha verimli ve etkin hale getirebilir. Bu teknolojiler, gerçek faydalanıcı tespiti, yaptırım listesi taramaları, işlem izleme ve şüpheli faaliyetlerin tespiti gibi adımları otomatikleştirerek hem insan hatasını azaltır hem de uyum ekiplerinin stratejik analizlere odaklanmasını sağlar.

Gerçek Faydalanıcı Tespiti ve Uyum Süreçleriniz İçin Neden İHS Teknoloji’yi Tercih Etmelisiniz?

Vekil hissedarlık gibi karmaşık yapıların ortaya çıkardığı risklerle manuel olarak mücadele etmek, günümüzün dijital ve hızlı finans dünyasında neredeyse imkansızdır. Etkin, hızlı ve güvenilir uyum süreçleri için teknoloji odaklı çözümlere yatırım yapmak bir seçenek değil, bir zorunluluktur. İHS Teknoloji, sunduğu yenilikçi platformlar ve gelişmiş analitik araçlarla kurumların bu zorlu süreci başarıyla yönetmesine yardımcı olur.

Gelişmiş Müşteri Tanıma ve Kimlik Doğrulama Çözümleri

Uyum sürecinin ilk adımı, müşteriyi doğru tanımaktır. İHS Teknoloji’nin sunduğu Bulut KYC ve kimlik doğrulama çözümleri, sadece beyan edilen kimlik bilgilerini doğrulamakla kalmaz, aynı zamanda biyometrik teknolojiler ve akıllı belge analizi ile sahtekarlığa karşı güçlü bir savunma katmanı oluşturur. Bu sayede, işe en başından güvenilir müşterilerle başlarsınız.

Otomatikleştirilmiş Gerçek Faydalanıcı Tespiti ve Analizi

İHS Teknoloji, karmaşık şirket ağlarını ve mülkiyet yapılarını otomatik olarak analiz eden gelişmiş araçlar sunar. Platformumuz, ulusal ve uluslararası veri tabanlarını tarayarak, katmanlı yapıların arkasındaki gerçek faydalanıcıları (UBO) yüksek bir isabet oranıyla tespit eder. Bu, uyum görevlilerinizin haftalar sürebilecek araştırmaları dakikalar içinde tamamlamasını sağlar.

Risk Değerlendirme ve Sürekli İzleme Platformları

Risk, statik bir kavram değildir; sürekli değişir. İHS Teknoloji’nin fraud tespit ve önleme çözümleri, müşterilerinizi ve işlemlerini gerçek zamanlı olarak izler. Müşterinizin risk profilindeki (örneğin, bir yaptırım listesine eklenmesi) veya işlem davranışlarındaki (örneğin, ani ve büyük para transferleri) anormal değişiklikleri anında tespit ederek sizi uyarır ve proaktif önlem almanıza olanak tanır.

Yasal Düzenlemelere Tam Uyum ve Raporlama Kolaylığı

Platformlarımız, MASAK ve FATF gibi yerel ve uluslararası düzenleyici otoritelerin gereklilikleriyle tam uyumlu olarak tasarlanmıştır. Uyum süreçlerinizde atılan her adımın kaydını tutan ve denetimlere hazır, detaylı raporlar üreten sistemlerimiz, yasal yükümlülüklerinizi eksiksiz ve zahmetsizce yerine getirmenizi sağlar. Bu sayede, olası idari cezalara karşı kurumunuzu güvence altına alırsınız.

Related articles